Dünya atmosferinin yüzde 99′u oksijen ve azottan oluşur. Diğer gazların (su buharı, karbon gazı, metan, ozon vb) oranı çok düşüktür, ama bunların ısıl (termik) rolü çok önemlidir. Atmosferi oluşturan gazlar doğrudan Güneş ışınımını kısmen geri yansıtır ve yayımlar, ama ozon dışında bu ışınımı soğutmaz.
Bununla birlikte karbon gazı, su buharı, metan, ozon gibi gazlar, Dünya’dan yayımlanan kızılaltı ışınımı soğurma özelliğine sahiptin bu durum ö-zellikle yoğun oldukları aşağı atmosferin ısınmasını sağlar. Bu gazlar olmasaydı, Dünya atmosferi donardı ve ortalama 15 “C olan sıcaklığı -18 °C olurdu. Güneş ışınımına « saydam », ama Dünya’nın yansıyan kızılaltı ışınımını « soğurucu » olan bu gazlar, Güneş ışınımının içeri girmesine imkân veren, ama ısıyı tutan cam yapılara benzetilerek, sera etkisi yaratan gazlar olarak adlandırılır.
Bu gazların atmosferde deetkisi, bölgelere göre değişir. Mesela buharlaşma ve su buharı miktarı, Amazon ormanlarının üzerinde Sahra’dakinden çok daha fazladır. Enerji dengesinin özellikle Güneş ışınımına bağımlı olduğu gündüz boyunca, bu ışınım Amazonya’daki bulutlar tarafından şiddetle yansıtılır ve burada toprak Sahra’dakinden daha az ısınır. Geceleriyse enerji dengesi yalnız Dünya’dan yayımlanan kızılaltı ışınıma bağımlıdır. Bu ışınım Amazonya’nın nemli atmosferince soğurulur. Bu yüzden, Amazonya atmosferi gece boyunca sıcak kalır. Oysa Sahra’nın, kızılaltı ışınıma saydam olan sıcak atmosferi çok soğur. Sonuçta, gündüz sıcaklığıyla gece sıcaklığı arasındaki fark, Amazonya’da Sahra’dakinden çok düşüktür.
Sanayileşmiş bölgelerde sera etkisi kentler gibi atık gaz (karbon gazı, metan vb) yoğunluğunundaha yüksek olduğu yerlerde, özellikle de atmosferin çok durgun olduğu ve gazların dağılmasına izin vermediği durumlarda artar.
OZONDAKİ DELİK EN ÇOK BİLİNEN VE HEYECAN UYANDIRAN BOZUKLUKTUR AMA, ATMOSFERDEKİ TEK BOZULMA DEĞİLDİR.
Stratosferdeki ince ozon tabakası Bizi, güneşin deri kanserine yol açabilecek veya daha genel olarak, canlı maddeleri etkileyebilecek zararlı morötesi ışımasından korumaktadır. Bu tabaka ozonun, stratosferdeki moleküler oksijenin ayrışmasından sonra oluşmasıyla, diğer bazı moleküllerle birlikte tepkimesi sonucu yok olması arasındaki dengeden doğmaktadır.
Ozon tabakasının çeşitli sına! ürünler, özellikle de CFC’Ier (klorofluorakarbonlar) yüzünden bozulma tehlikesiyle karşı ‘ karşıya olduğu 1970′li yıllardan beri vurgulanmaktadır. Gerçekten de değişik soğutucu sistemlerde, spreylerde veya plastik köpüklerde kullanılan bu gaz, stratosfere doğru yavaşça yükselmekte ve burada, ışıl ayrışması yoluyla katalitik çevrim esnasında ozonu tahrip eden klor atomlarını açığa çıkarmaktadır.
Ozon kutuplar üzerinde, geniş bir vorteks içinde kış kutup havasının yalıtımından ileri gelen mevsimlik değişikliklere maruz kalır. 1985 yılında, ilkbaharda Antarktika üzerinde ozon tabakasının inceldiğinin açıklanması, stratosferin kirlenmesiyle ilgili tartışmalan hızlandırmıştır. O tarihten beri balonlarla veya uydularla gerçekleştirilen çeşitli gözlemler kutupta yıldan yıla belirginleşen bir « ozon deliği »nifl varlığını doğrulamıştır. Bu süreç tam olarak anlaşılamamakla birlikte, klorun olumsuz etkisi (sınaî veya volkanik kaynaklı) kanıtlanmış sayılır.
CFC’lerin kullanımına getirilen kısıtlamalar birçok devlet tarafından uygulanmaya konmuştur. Ne var ki, yama maddelerin açığa çıkardığı karbon dioksit de (CO2 bir atmosfer kirliliği tehlikesi yaratmaktadır. Bu gaz, bugün yılda ortalama yüzde 0,2 oranında bir artış göstermektedir. Güneş’in kızıialü ışınlarının soğurulması, iklimi ısıtabilecek ve okyanusların seviyesini yükseltebilecek bir « sera etkisi »ne (CH4 ve CFC için böyledir) yol açabilecektir.